Bismillah Diyen Çekirdek

Ömer, okulda bir sürü şey öğrenmişti. Kökün su emdiğini, yaprağın güneşten besin yaptığını, tohumun toprakta çimlendiğini biliyordu. Hatta fen dersinde öğretmeninin tahtaya çizdiği bitki şemasını defterine bire bir geçirmişti. Bu yüzden yaz tatilinde anneannesinin köyüne geldiğinde, bahçede çekirdek ekmeye çağrılınca gülümsedi. “Biliyorum anneanne, bu iş kolay. Toprağa koyarsın, su verirsin, çekirdek kendi kendine büyür.”
“Kendi kendine mi?” dedi Anneannesi Hatice Hanım. Başörtüsünü düzeltti. Gözlerinde sıcak, düşündüren bir ışık vardı. “Yavrum, bana nasıl büyüdüğünü anlattın. Ben sana kimin büyüttüğünü soracağım” dedi.
Ömer ne diyeceğini bilemedi. Kız kardeşi Elif, bahçe kapısında kıkırdadı. Ömer ona sert bir bakış attı ama içinden kendisi de merak etmişti.
Bahçenin ucundaki yaşlı erik ağacının altına oturdular. Güneş yaprakların arasından süzülüyor, yere altın benekler dökülüyordu. Hatice Hanım ağaçtan bir erik kopardı, yedi, çekirdeğini Ömer’in avucuna koydu. Çekirdek kuru, kırışık, tırnaktan küçüktü.
“Bu çekirdeğe bak,” sonra. “Elindeki şey küçük bir tohum gibi duruyor. Ama başında koca bir ağacı taşıyor. Sanki bir görevli düşün. Tek başına bütün bir şehri çalıştırıyor, kimse ona karşı çıkmıyor. Biliyor musun neden? Çünkü o kendi adına değil, devletin adına hareket ediyor. İşte bu çekirdek de Allah’ın adıyla, O’nun verdiği güçle koca ağacı başında taşıyor.”
Ömer çekirdeğe baktı. Sanki ilk kez görüyordu. Okuldaki öğretmeninin söylediklerini düşündü. Hepsi doğruydu ama anneannesinin sorusu, bir kapıyı daha aralamıştı. “Peki ben ne yapayım şimdi?”
“Ekerken önce bismillah de,” dedi anneannesi. “Çünkü her şeyi gören, işin sahibi O. Sonra olanları izle.”
Ömer çukuru kendi eliyle kazdı. Çekirdeği içine bıraktı. Bir an durakladı. İçinden bir ses, “Bu sadece bir alışkanlık olmalı” dedi. Ömer o sese hemen karşı çıkmadı. Dürüstçe düşündü. Gerçekten kendi eliyle mi büyütecekti bunu? Çukuru o kazmıştı ama kökü, filizi, yaprağı yapmak elinde değildi. Bunu biliyordu. Elif de kapının yanından, hiç sesini çıkarmadan ona baktı. Ömer’in omuzları gevşedi.
“Bismillah,” dedi yavaşça. Toprağı üstüne örttü. İçinde garip bir sıcaklık duydu. Sanki küçük bir emaneti teslim etmişti.
Günler geçti. Ömer her sabah çukura koştu. İlk hafta hiçbir şey olmadı. İkinci hafta toprak hafifçe kabardı. Üçüncü hafta, o minik ve kıvrık yeşil filiz yüzünü gösterdi. Ömer’in kalbi hızlandı.
Anneannesi onu bahçenin ucundaki yosunlu eski kayanın yanına götürdü. Kayanın çatlağından ince bir kök sızmıştı. İpek iplikten ince, beyaz ve yumuşaktı. “Bak,” dedi Hatice Hanım; “Okulda öğrendin, kök su arar. Ama şunu da gör: Bu yumuşacık kök, sert bir taşın içinden geçiyor. Ben bunu görünce hep aynı şeyi düşünürüm. Kur’an’da Hz. Musa’nın (a.s.) değneğiyle taşa vurup suyun fışkırdığı anlatılır. Bu ince kökler sanki o emre uyuyor. Yumuşak olanı sert olanı yarıyor.”
Ömer eğilip köke dokundu. Parmak ucunda bir serinlik, bir canlılık hissetti. “Gerçekten taşı yarıyor,” diye fısıldadı. Okulda öğrendiği hiçbir şema bu anın yerini tutmuyordu. Nasıl olduğunu biliyordu ama şimdi bir de kendine bunu kimin yaptığını soruyordu.
Temmuz ayında sıcaklar bastırdı. Güneş taşları kızdırdı, toprak çatladı, bahçedeki otlar sarardı. Ama Ömer’in fidanı, o ince, ipek gibi yaprakları ile yemyeşil kaldı. Elif şaşkınlıkla baktı. “Bu sıcakta hiç solmuyor!”
“Yine Kur’an’da,” dedi anneannesi, “ateşin Hz. İbrahim’e (a.s.) serin ve selametli olması anlatılır. Ben de yaprakları görünce Allah’ın emrinin gücünü hatırlarım. Bu ince yapraklar da sanki aynı emre uyuyor, sıcağın ortasında serin kalıyor.” Hatice Hanım gülümseyerek, usulca konuşuyordu. Ömer bir an soluğunu tuttu.
Bostana da gittiler. Elif çömelip bir domates fidesini inceledi. “Abi, bak, bu da koca bir tarla taşıyor,” dedi gülerek. Domates, biber, patlıcan, fasulye yan yana büyüyordu. Hepsi aynı topraktan, aynı sudan, aynı güneşten besleniyordu. Ama her birinin rengi, kokusu, tadı başkaydı. Ömer şaşırdı. Gözlerini kıstı, bir domatesin kızarmış yüzüne, sonra bir biberin yeşil parlaklığına baktı. “Sanki toprak kocaman bir kazan,” dedi. “İçinde çeşit çeşit yemekler birlikte pişiyor.”
“Aynen öyle,” dedi anneannesi. “Rabbimizin kudret mutfağı.”
Sonra ahıra geçtiler. Benekli otları yiyip köpüklü, sıcacık süt veriyordu. Ömer elini kovaya soktu, parmağını süte değirdi. Süt ılıktı, ipek gibiydi. Elif ineğin başını okşadı, Benekli de memnun memnun kuyruğunu salladı. Ömer’in aklına bir şey geldi. “Ağaç, kök, yaprak, inek… Hepsi bize bir şey getiriyor. Sanki hepsi birer görevli.”
“Evet yavrum,” dedi Hatice Hanım. “Hepsi, Allah’ın adıyla, O’nun rahmetinin hazinesinden bize ulaşıyor. Biz elimize alıp yiyoruz ama asıl veren onlar değil. Onlar sadece getiriyor. Bu yüzden biz de alırken, verirken, başlarken Allah’ın adını anarız. ‘Bismillah’ demek, bu nimetlerin sahibini unutmamaktır.”
O gün Ömer akşama kadar sessiz kaldı. Öğle yemeğinde bile kaşığını havada tutup uzun süre düşündü. Anneanne bir şey sormadı, sadece ona yoğurt tabağını uzattı, gülümsedi. Eskiden bir elmayı eline alınca yalnız ağzına götürürdü. Şimdi elmanın ardında kökü, yaprağı, güneşi, suyu ve hepsinden önce onları düzenleyeni görüyordu. Kalbinde küçük bir kapı aralanmıştı.
Akşam yaşlı erik ağacının altında oturdular. Anneanneleri yanlarına bir sürahi ayran koydu. Gün batıyor, bahçenin üstünde kuşlar tek tek yuvalarına dönüyordu. Ömer bir erik kopardı. Elinde tuttu, bir süre baktı. “Bismillah,” dedi. Eriği ısırdı. Tatlıydı. “Elhamdülillah,” diye ekledi. Bu söz bu kez ağzından değil, kalbinden çıkmıştı.

Ertesi sabah Ömer bir tabak erik doldurdu. Komşuları Zeynep Teyze’nin kapısına götürdü. Tabağı uzatırken “Bismillah, afiyet olsun,” dedi. Zeynep Teyze tabağı gülümseyerek aldı.
Dönüşte Elif yanına koştu. “Abi, sen artık çekirdeklere başka bakıyorsun değil mi” dedi.
“Evet,” dedi Ömer. “Eskiden bir şeyin nasıl olduğunu bilince her şeyi anladığımı sanırdım. Şimdi anlıyorum ki bilgi sadece kapının önü. Asıl mesele, kapıyı kimin yaptığını hatırlamak.”
Dedeniz de size şunu söylesin yavrularım; Bir çekirdeğin başında taşıdığı ağaç, aslında bir sırdır. Tohumlar, kökler, yapraklar, hayvanlar Allah’ın adıyla çalışır ve bize rızık getirir. Onların bu sessiz “bismillah”ına bir kulak ver. Sonra sen de elinle tuttuğun her şeyde, yediğin her lokmada, verdiğin her tabakta o sözü söyle. Çünkü bir şeyi Allah’ın adıyla almak, onu kimin verdiğini hatırlamaktır. Bir şeyi Allah’ın adıyla vermek ise, o iyiliğin de asıl kaynağını unutmamaktır.
🎈 Etkinlik
Masal, “nasıl” sorusunun yanında “kim” sorusunu da sormayı öğretir. Her nimetin Allah’ın adıyla ve O’nun gücüyle bize ulaştığını, bunu hatırlamanın bismillah ve elhamdülillahla mümkün olduğunu anlatır. Çocuğunuzla “Bildiğimiz bir şeyin arkasında bir de ‘kim’ sorusu var mı?” konusunda sohbet edebilirsiniz.
💬 Sohbet Zamanı
1. Anneanne çekirdeğin sırrını anlatmak için Ömer’e hangi örnekleri gösterdi?
Anne-baba ipucu
Taşı yaran kök, sıcakta yeşil kalan yaprak, bostan ve sütü sırayla hatırlayın.
2. Ömer okulda öğrendiklerini anlatırken ve sonra çekirdeği ekerken içinden sence neler geçti?
Anne-baba ipucu
Gurur, merak, hayranlık gibi duyguların nasıl değiştiğini konuşun.
3. Anneanne neden, “Bana nasıl büyüdüğünü anlattın, ben sana kimin büyüttüğünü soracağım” dedi?
Anne-baba ipucu
“Nasıl” ve “kim” sorularının farkını anlamasına yardım edin.
4. Bir gün kendi bahçende bir ağaç dikseydin, ona hangi sözle başlar, meyvesini kimlerle paylaşırdın?
Anne-baba ipucu
Bismillah ve paylaşma fikrini çocuğun diliyle bulmasına izin verin.
5. Bir şeyi “kendi kendime yaptım” diye düşündüğün bir anda, aslında sana hangi nimetler yardım etti?
Anne-baba ipucu
Sağlık, öğretmen, aile, akıl, güçlü bacaklar, gibi örnekleri ve en nihayetinde tüm bunların sahibi Allah olduğunu birlikte konuşun.
✨ Birlikte Yapalım: Nimet Ağacı
⏱️ 30 dakika
🧺 Malzemeler
- Büyük bir kağıt ya da karton
- Boya kalemleri
- Yeşil kağıttan kesilmiş yapraklar
- Yapıştırıcı
- Kalem
👣 Nasıl yapılır?
- Kağıda gövdesi ve kökleri olan büyük bir ağaç çizin.
- Köklerin üstüne “Bismillah” yazın.
- Her yaprağa bir nimet yazın: su, ekmek, süt, ailem, sağlığım.
- Yaprakları dallara yapıştırın.
- Ağacın altına “Elhamdülillah” yazıp ağacı birlikte okuyun.
🌱 Neyi geliştiriyoruz? Çocuk günlük nimetleri fark edip her birinin Allah'ın adıyla ve O'nun gücüyle kendisine ulaştığını ifade eder.
🎲 Mini Oyun: Kim Getirdi, Kim Verdi?
Sırayla bir yiyecek ya da eşya söyleyin, örneğin süt. Herkes onu getiren kişileri ve şeyleri sırayla sayar: inek, çoban, çiftçi, market. Son sırada “Peki asıl veren kim?” diye sorulur ve herkes birlikte “Allah” der.
Bu hafta her gün yediğin bir şeyin yolculuğunu düşün, başlarken “Bismillah”, bitirince “Elhamdülillah” de. Bir gün de komşuna ya da arkadaşına bismillah diyerek küçük bir ikram götürün.
Bugün hangi şeyi “kendi gücümle yaptım” sandın ve aslında sana kimler ve neler yardım etti?
Bir yorum bırak